27.11.09

Küçük Beyin Maceraları 2

İnsan kafayı bir kere yardırınca hayata daha değişik bakıyor… Her olay karşısında "Bu da bir şey mi, benim kafamı yardılar…" diyebiliyorsun. Ben zaten geniş bir adamdım, iyice gamsızlaşmıştım. Amasra'daki haftasonuna kadar.

Bir sersemlik vardı zaten üstümde… Mikrofondan mikrofona koşturmaktandır, diyordum. Amasra'da bir rakı sofrasında ilk kadehin yarısına gelmeden maymuna dönünce biraz işkillendim. Sonrasında Alin enseme bir tokat geçirdi, şakaklarımda hissettim zonklamasını… "Yok ya, değildir herhalde!" dedim. Biraz korktum ama…

Sersemlik devam etti, suratsızlığa dönüştü. Sabahları yataktan kalkmak zorlaştı falan… Nejat Bey'i aradım, bana yine bir haller oluyor dedim. Fahir ve Oktay'la gittik MR'a… Girdim makineye… Afedersiniz uyumuşum içinde. Bilenler bilir MR uykusu çok tatlıdır. Çıktığımda camın arkasından Nejat Bey'in siluetini seçince bir şeylerin ters gittiğini anladım.

Ben daha sormadan aklımdaki sorunun cevabını verdi Nejat Bey, kanser değil diyerek. Yeniden ameliyat gerektiğini anlattı. Ben espriler şakalar yaptım… Bu arada içten içe tırsmış olmalıyım ki iki dakikalık sohbet içinde sekiz kere el sıkıştık; Oktay uyarmasa ben daha devam ederdim iki cümlede bir elini sıkmaya… "Benim tek endişem Ege Bey'in anesteziden uyanışı… Hani bazılarının sarhoşluğu pistir ya, sizin arkadaşınızın anesteziye tepkisi de öyle…" dedi doktorum. Güldük…

Ertesi sabah sırf ur konuştuk yayında… "Bir süredir programın geç başlaması tümör yüzündenmiş demek…" diyerek krizi fırsata çevirmeye çalıştık. Çok rahattım ta ki "Cuma'ya yarıyoruz…" telefonu gelene kadar. Hastanede üç gün yatacağımı öğrenince iki Süpermen, bir guns'n roses tişörtü koydum çantaya… Bu sırada kendi kendime "Tişörtü kefeni oldu…" esprileri yapmaya başlamıştım. I-pod'un şarjını almak gibi önemli şeyleri unutmadım.

Ameliyattan önceki gece dörtte uyandım. Bürge refakatçi yatağında iki büklüm uyurken, taktım kulaklıkları AC-DC "Dirty Deeds" dinleyerek havaya girdim. Bunlar yaptığım son erkeksi şeylerdi…

Ameliyata gerçek bir prenses gibi hazırlandım.Varis çoraplarım beyaz ve dardı… Lastikleri sayesinde jartiyersiz giyilebiliyor. Giyer giymez bana bir haller oldu! Entarim omuzlarımı açıkta bırakırken derin sırt dekoltem donsuz kıçıma kadar iniyordu. Bürge şuh kahkahalarımındiğer hastaları rahatsız edebileceği konusunda beni uyarmaya çalıştı. "İnsan çükünü kestirmeye giderken neşelenmeyecek de ne zaman neşelenecek?" diyerek uzaklaştım yanından. Gülerek sürdü sedyeyi hasta bakıcı… Ameliyathanede beklerken insanın son sözü olabilecek cümleleri daha dikkatli seçmesi gerektiği konusunda düşünme fırsatım oldu.

Geçen sefer çok korkuyordum, bu sefer çok rahattım içerdeki doktorlar da neşeliydi. Sırasıyla Prenses Anestezya, Rakçı Doktor ve Zalım Doktor'la tanıştık. Anestezya'ya "Herkesin aşk hayatı yolunda di mi? Grey's Anatomy gibi milletin kafasının başka yerlerde olmasından korkuyorum." dedim, yolunda olduğunu öğrendim rahatladım.

O sırada başka bir endişem vardı aslında… Bu ameliyathaneler soğuk oluyor. Ben de daha önce gereksizce vurguladığım gibi donsuzdum. "Yahu, cahilce olacak ama ben burada üşüyüp grip olur muyum?" diye sordum. Sormaz olaydım… Zalım doktor yüzünde kinayeli bir sırıtma ve elinde halat kalınlığında bir boruyla yaklaştı. "Merak etme, bunu takıyoruz…" dedi. Boruyu bacaklarımın arasında bir yere taktı! Anestezi etkisiyle tam olarak neresi anlayamadım ama takar takmaz bir sıcaklık üflenmeye başladı vücuduma… Rakçı doktor ipodunu ayarladı, Dream Theatre çalmaya başladı.

Geçen sefer hanzo gibi geri sayarak uyuduğum için bu sefer daha şık bir şey yapayım dedim. "Olur da bu ameliyattan kalkamazsam kayıp hazinenin yerini bilmenizi istiyorum… Hitit güneşinden kuzeye doğru üç yüz adım atacaksınız ondan sonra…" İçim geçmiş…

Narkozdan tam bir beyefendi gibi kalktım, "Merhaba… merhaba…" diyerek… Tıp mı ilerledi, ben mi terbiyeli bir adama dönüştüm, bilmiyorum. "Neredeyse kusura bakmayın donsuz karşılıyorum sizi…" diyecektim, o derece… Nejat Bey ameliyatımın iyi geçtiğini söyledi, ama ağrılarım korkunçtu. Geçen sefer "Yahu morfin eroin falan yok mu koca hastanede amına koyayım!" demiştim uyanırken. Bu sefer ağzımı bozmayayım diye sustum, ağrı içinde geçti gecem…

"Dandik tahlilleriniz için koridorda kalabalık yapmayın, beyin ameliyatından geliyorum!" falan diye bağırdım sedyeden etraftakilere, yoğun bakıma giderken. Ama çok içten değildi, adet yerini bulsun diye yaptım. (insanın yoğun bakıma gitme adeti olmasın!)

Yoğun bakım bitirdi beni… Sondanın çıkarılması değildi bitiren. Bilakis bu sefer erkek çıkardı ve tebrik etti; "Maşallah efendim 20 senedir sonda çıkarırım böylesini görmedim!" dedi. Tam olarak demedi de, "çekiyorum…" diyerek demeye getirdi. Bu iltifatın keyfini süremedim çünkü yan yatakta Emine Hanım vardı. Bütün gece 'bir gün elbet öleceğimi akabinde imamın kayığına bineceğimi' söyledi. Altımdan taşların batacağını, üstümde otlar biteceğini, yılan ve çıyanların gözlerimi yiyeceğini ısrarla altını çizerek ekledi. Belki yüz defa baştan sonra dinlediğim ilahinin sözlerini tam olarak hatırlayamam benim ayıbımsa, sekiz kere ameliyat olup da yoğun bakımda ilahi söylenmeyeceği bilmemek Emine Hanım'ın ayıbıdır.

Sonra işte iyileşme…Zımbalar falan…


19.11.09

Zımbalara Veda

Bu sabah zımbakafa'dan yarrıkkafa'ya geçiş yaptım. Ağrılar azaldı; bundan sonra iyileşme dediğimiz şey saçların uzaması. Kızı omzuma alabilirim bir haftaya kalmaz.

Zımbalı fotoğrafları görmek isteyenler var… Kararsızım. Bazı neşeli fotoğraflar çekilmişti ameliyathaneye giderken. İnsan donunu çıkarıp entari giyince neşeleniyor takdir edersiniz. Bir de üstüne varis çoraplarını çekince neşeyle erotizm iç içe giriyor. Ameliyat sonrasında da tekerlekli sandalyede sigara içerken çekilen fotoğraflar da var. Bunları bloga koyarım falan diye düşünüyordum.

Sayfadan kaldırdığım "kafam çok güzel" yazısı (aslında cümle demek daha doğru)da benzer bir düşüncenin ürünüydü. Ameliyattan sonra gelen yorumları okurken biraz canım sıkıldı. Geçmiş olsun dileklerinde öyle samimi bir üzüntü vardı ki… Canımı sıkan şey bu üzüntünün hoşuma gitmesiydi. Çok sağlıklı bir şey gibi gelmedi bana. "Benim için üzülüyorlar… Dur biraz daha paralayayım şunları…" düşüncesine gem vurdum. Sonuçta işim komiklik, ameliyatla ilgili komik bir şey varsa tamam da, sıkıcı ayrıntılara gerek yok dedim.

Ameliyat fotoğrafları pornografik olacak gibi geliyor bana. Ama bir taraftan da internet dediğimiz şey pornonun özgürce dolaşımı değil mi? O yüzden kısa bir tasvirle yetinsin meraklıları: Kafamın arkası bir tenasül organımıza benziyor, hem de tıraşlı!

17.11.09

Küçük Beyin Maceraları 1

Nekahet döneminde seyrettiğim filmlerden falan bahsetmek istiyorum ama, bu kadar yaygara kopardıktan şu ameliyat işini noktalamak lazım. En baştan başlayayım…

2004'2tekş ilk ameliyat korkutmuştu beni… Gerçi ameliyattan önce berbat bir haldeydim; tutunmadan yürüyemiyor, gözümü kapayınca dengemi kaybediyordum falan. En ufak hareketimi şiddetli zonklamalar izliyordu. Ama tabii pipim her şeye rağmen zımbamsıydı.

Kendimce koyduğum teşhislerden ilki boyun tutulmasıydı… Gece terlediğim için boynum tutuluyordu, o da ağrı yapıyordu bana göre… Bir gece boynuma tülbent bağlayarak yattım. Bugün bu metodun tümöre fayda etmediği gibi boyun tutulmasında da etkili olmadığını biliyoruz. Uykuda kendini boğma amacıyla kullanabilir isteyenler.

İkinci teşhis orta kulak enfeksiyonuydu… Bunun için bir MR çekildi. MR sonuçlarını almaya gittiğimizde beni bir kenara çektiler… O anda biraz tutuşuldu. MR'ı görseniz cillop gibi! O kadar büyük ki alınması gereken kitle, beynin bir parçası gibi duruyor.

"Benim adım Prof. Akalan / Tümör buldu mu tak! alan…"

Elimizde MR'ımızla Prof. Dr. Nejat Akalın'ın karşısına çıktık… Durumu anlatmaya başladı. İlk saniyeden itibaren bir güven oluştu bende. Zaten modern tıp karşısında tavrım bellidir: Adam doktor, biliyor da konuşuyor… Hepten bıraktım kendimi. Nejat Bey durumu anlattı, anlattı… Hangi ilaçla halledeceğimiz konusuna geldiğimizi zannettiğim anda "ameliyat" kelimesi telaffuz edildi. Farmakolojiye çok hakim değilim ama ameliyat diye ilaç olmayacağını biliyordum. Amelidin ya da amelitrix falan olsa bir derece. "İki gün sonra yatın ertesi gün alalım…" dendi.

"Alın bu kafayı, eti sizin kemiği benim!" dedim. "Kemiği de benim…" dedi Nejat Bey bütün nezaketiyle…

Ameliyat güzel geçmiş… Ben en son "Arkadaşlar yavaş yavaş, acele etmeden…" dediğimi ve 10'dan 7'ye kadar sayabildiğimi hatırlıyorum.

"Açılın, laik hasta geliyor…"

Anesteziden kalkışım rezaletti… Bazısı çok öfkeli kalkarmış. Ben çok neşeliydim ama ağzım pisti! Herkesin anasına bacısına küfredersem etrafımdakileri güldüreceğimi falan düşünüyordum herhalde. Bir de ameliyattan çıktığımı anlamamıştım. Yoğun bakıma giderken ameliyata yeni gireceğimi zannediyordum. Koridorda sedyeden sağa sola laf atarak ilerlerken hastabakıcıların güldüğünü hatırlıyorum.

Yoğun bakımda acayip neşeliydim... Sondanın çekilişini hatırlıyorum yalnız, o fenaydı. Habire çişimi yaptığımı zannediyordum. Hemşirelerden biri "Tutabilecekseniz çıkaralım…" dedi. Neyi tutabileceğimi düşünürken, hemşire tuttu…çıkardı! Koptu dedim… Kafamızın derdine düştük pipimizi boşladık olacağı buydu, dedim. Kopmamış… Zımbamsı olması korumuş. Sonrasında genç bir hemşire geldi dinleyicimizmiş… "İki dakika önce gelsen pipimi de görecektin…" dedim. O gece bir daha görmedim onu.

Sonra işte iyileştim…

Ve gene kötüleştim. Yarın yazarım…

10.11.09

Kafam kalpleriniz kadar güzel

Ameliyat gerginliğiyle "çalaiphone" yazılmış, bir kaç gündür bu sayfaya uğrayanların keyfini kaçıran başlığı tarihe gömerken; gönlüme zımbalanan sıcak mesajlar için teşekkür ediyorum.

Zımba rap şeklinde geliyor...

2.11.09

Flash Forward |Artılar - Eksiler

Artılar

+ Güzel hikaye… Polisiye olarak devam etmesi de güzel. Kendi içinde mantığını oturtmuş, ayrıntılar düşünülmüş… İlk bölümden "malzememiz bol!" mesajı da verdiler. Blackout sırasında birilerinin uyanık olduğunu Lost'ta iki sezon sonra öğrenirdik, burada ilk bölümde verdiler.

- doğuş karakteri… Dolara marka yüksek faiz diyorum her görüşümde içimden… Yengeniz bu tip esprilere kızıyor. Oyunculardan biri gerçek hayattan birine benziyorsa ısınamıyorum kolay kolay… Troy'da Fedon vardı, 300 Spartans'da Murat Belge'nin gençliği… Bu herif de aynı doğuş. Bu arada Doğuş daha iyi bir oyuncu olabilir… Uyan (sevda yüklü trenler/ Boş raylarda ilerler şarkısı… (caught a light sneeze'den arak girişi var) çok tatlı şarkıdır.

+ Şahne şarkılar çalıyorlar… Smashing Pumpkins'ten David Bowie'ye…

- Güzel kız yok…

+ Tanıdık çok… En iyi oyuncu da Coupling'teki abimiz…

- Teoriye gelmeyen dizi…

+ Doktor Jivago'nun sahnelere dönüşü…


 

Seyrettikçe eklerim, sizden de beklerim…

31.10.09

28 Ekim IF gecesi

Şahsi Şov'un sonuncusu çok eğlenceliydi... Gelen ve gülen herkese teşekkürler... Gecede fotoğraflar falan çekildi, benim aklım yine onlarda kaldı. Bir şekilde bana ulaştırabilirlerse ya da doğrudan facebook'taki egekayacn sayfasına yollayabilirlerse o kadar şık bir hareket olur ki!

21.10.09

Ağzımızla Konuşalım

Türkçemize yeni kattığım ifadeyi buradan gururla paylaşmak istiyorum:

"Falanlı filanlı konuşmak": Lafı gevelemek, bahaneler mazeretler öne sürmek

17.10.09

Börek Elementleri

Dört elementi sayalım: Kıyma – Peynir – Ispanak – Pastırma… Dikkat ettiyseniz bunların arasında patates yok. Olmamalı da! Aslında bu yazıyı uzun zamandır yazmak istememe rağmen bekletiyordum. Memleket akla gelen her türlü konuda bölünmüşken yeni bir kırılma (kırılım) yaratmaktan çekiniyordum. Düşüncelerimi siyasi görüşünüzü bir yana bırakarak okumaya çalışın lütfen.

Patatesli börek börek değildir… Bakın patatesli börek yiyen insan değildir, demiyorum. Demokratik bir toplumda isteyen patatesli de yer… "Patdiz" diyen çıkarsa, onu da çeşitliliği kutlamak adına kucaklayacağız elbette. Ama o karşımızda böreğini yerken biz de düşüncelerimizi söyleyeceğiz… "Böreğinden tiksiniyorum ama onu istediğin gibi yiyebilmen için canımı bile vermeye hazırım." Sözünü aklımızdan çıkarmayacağız.

Bu arada çok değerli düşünür Mahmut Yüksel'in sözünü de hatırlayalım:

"Yıllarca Robinson Croeso gibi zenginden alıp fakire verdik de ne oldu?"

Bana tüm iyi niyetiyle börek ikram eden nice arkadaşımın kalbini kırdım, böreğin patatesli olduğunu anlayınca… Bir kez daha buradan özür dilerim. Ama bir kez daha söylemekte fayda var: Patatesli börek börek değildir!

Börek, zahmetli bir şey… Yufka gibi bin bir zorlukla hazırlanan bir malzemeye dayanıyor. Daha malzemeler hazırlanması, yerleştirilmesi, şekillendirilmesi ve pişirilmesi falan var… Bu kadar yoğun emek içeren bir sürece patates katmak ne demek? Oscar gecesinde Soner Arıca'nın sunucu olması gibi bir şey…

Madem o zahmete katlanıyorsun kavur kıymanı adam gibi. Son dakikada kıvırma…

  • Ege bey, herkesin durumu yok! Anca patates koyabiiyoruz…
  • Değerli arkadaşım illa kıyma demiyorum ki ben… Ete gücü yetmeyen (yufkaya da bulaşmasın demeyeceğim) peynir koysun. Bunun ıspanağı var, ısırgan otu var hesaplı olsun istiyorsan.

Patates ekonomide "inferior good" kavramının tek örneği. Başka örnek duymadım bu güne kadar…

Haa, ben patates düşmanı da değilim. Getir kızartmasını yiyelim ketçapla… Koy yanına patlıcanı sarımsaklı yoğurtla göbek ata ata yiyelim. Ama lütfen ,adeta masallardan çıkıp soframıza gelmiş olan, yufkanın içine koyma!

14.10.09

Naciye

Sabahtan dilime dolanmıştı, anlamsız bir şekilde… Şimdi aralıksız dinliyorum. Seyyal Taner'den Naciye… "Derken çıkar sahneye Naciye, Naciye…" "…dans bu dans bu / şans bu şans bu" kafiyesiyle de taçlandırılmış! Bu arada "tu tu ley"in adam gibi bir kaydını arıyorum.

ilave:

Şarkının dilime nasıl dolandığı ortaya çıktı. Hande Yener de söylemiş, bir yerde çalıyordu herhalde.

12.10.09

Arananlar Eylül

Eylül ayında google'ın bana yönlendirdikleri… Bir dahaki gelişlerinde aradıklarını bulsunlar diye alta yorumlar yazdım.


uzaylıların kafası neden değişik?

Kuru sulu karıştırıyorlar ondan…

domates yetiştirmek becermek ekmek

Bugün domatese bunu yaparsan yarın patlıcan ekince ne yapacaksın?

leddin vale dişdiri

vale din led dişdiriri…

eşeklerin yaşamı

İnternette çeşitli araştırmalarla geçer…

şov yapan işkembeciler

Şov derken?

uzaylılar kafasını maske midir

Uzaylılar Türkçesini konuşmuşur mı?

asılarak penis büyürmü

İdam cezası kalktı…

klavyede bir şey yazınca başka harfler çıkıyor

Ne yazmaya çalışırken bu cümle çıktı?

kızların osurukları

erkeklerinkinden farklı değildir…

perran kutmanin memeleri

Allah belanı versin… Perihan Ablamız o bizim lan!

böbrek ile ilgili şiirler

"Biri bana gelsin,

Böbrek versin…

Uyum sorunu olmasın ne olur…"

"Misafir ol gel bana

Böbrek vereyim sana…"


6.10.09

Orman Meselesi

"Ormanda karşıma iki yok çıktı... Tabii ki çok kullanılanı seçtim. Mesele yolda değil, yürüyüş tarzında!"

ege kayacan öğretileri (cilt 4 / III - 22)

27.9.09

Washington'un Göğe Yükselişi

Kitabı bilgisayardan okumanın faydaları işte...
Üşenenler için The Lost Symbol/ Kayıp Sembol ek Kaynak 2

Capitol Rotunda
( Washington Hükümet Konağı ve Halk Ekmek Büfesi)

The Apotheosis of Washington
(Washington'un Göğe Yükselişi)


Washington Zeus
(Zeus göklerdedir...)

"Amerikan kovboyu en asil duygunun insanıdır"
Gorge Washington

Eleştirilecek ok şey var ama okutuyor kendini...

26.9.09


Dan Brown hastası değilim ama furyaya kapıldım bir kere...
Ek Kaynak 1: The Hand of the Mysteries

26.8.09

“Sharing is Caring” yani “paylaşmak elleşmektir”

Çalakalem yazılmış bir korsan yazısı değişik yorumlara zemin hazırladı. Yorumlara ne kadar bakılıyor bilmiyorum. Aralarından ikisine cevabımı ayrı bir yazıya taşıyayım dedim. Önce bir yanlışlığı giderelim. Kavram kargaşasını giderelim. İnternette müzik, film, dizi vs paylaşımını korsan olarak görenlerden değilim. (bununla birlikte bugüne kadar herhangi bir şey indirmiş biri de değilim, yetkililere duyurulur). Benim korsan tanımıma sokak tezgahlarında satılan kitaplar, albümler ve filmler giriyor… Burada en önemli ayrım başkasının eseri/emeği üzerinden çıkar sağlanması…

Oya Hanım şöyle demiş:

"şimdi sizin yapmış olduğunuz bir seslendirmeyi,
başka bir ürün üzerinde,
izinsiz kullansalar?
ya da "başlayınca modern sabahlar, bir anda değişir vaziyet" nakaratını,
"başlayınca seda sayanlar, bir anda değişir vaziyet" şeklinde duysak?"

Başkasının emeği üzerinden çıkar sağlamaya girer… Diğer yandan modernsabahlar'ın podcastlerini indirip kafasına göre kesip biçen, en güzel yerleri bir araya getirdim diye arkadaşlarına dağıtan ya da internette paylaşan adama söyleyecek sözüm yok! İlk indiren ben olurum (İnternetten bir şey indirmenin ne olduğunu bilmiyorum bu arada, yetkililere selam olsun!) Hatta helal olsun, bizim yapmamız gerekeni o yapmış derim…


Erkan Bey daha net yazmış:

"kusura bakmayın ama, buradaki tüm fikirlerin yanlış olduğunu düşünüyorum.

1)"Çok güzel bir albüm aldım... - Bunu çok sevdiğim bir arkadaşıma çekmek istiyorum... Korsanlık mı yapıyorum?" Evet, aldığınız bir kazağın bir kopyasını oluşturup arkadaşınıza veremezsiniz. İsterseniz kendi kazağınızı verebilirsiniz.

2)"Fikir eserleri söz konusuyken tüketici hakları nedense unutuluyor... Albüm aldım dandik çıktı, neden iade edemiyorum?" Çünkü paketi açılan hiç bir ürün iade edilmez.

3)"Televizyon dizileri ayrı bir muamma... İnsanlara zaten bedava ulaşan bir şeyi yayınlanmasından sonra paylaşmanın sakıncası ne? DVD satışları falan demesin kimse..." Bedava ulaşmıyor, çünkü aralarında reklamlar oluyor, Amerika televizyonları dizilerin bölümlerini internete koyuyor ama yanlarına reklam alıyor."

Cevabım şudur:

  1. Kazak örneği çok güzel bir örnek değil ama aldığım kazağın kopyasını oluşturup arkadaşıma verebilirim… Aldığım bir kazağın modeliyle seri üretim yapıp kazak satamam! Bilen vardır belki, Sitelerdeki mobilyacılar bu konuda işi sıkı tutmuşlar. Birinin ürettiği çekyatı taklit eden varsa satışına izin verilmediği gibi ürettiklerine el konuyor. Çıkar elde etme durumu…
  2. Paketi açılan her ürün, hatta paketi açılmış ve bir süre kullanılmış ürünler bile iade edilebilir. Ambalaj kutsal bir şey değildir…
  3. Reklam izlemek bedel ödemek değildir… 15 lira verip albüm almakla diziyle birlikte reklam izlemek aynı kefeye konulamaz… Çağımızın en büyük icadı reklam klasik ticaret anlayışını bambaşka boyutlara taşıdı, internetle birlikte koptu gitti... Teknolojinin ve yeni iletişim biçimlerinin karşısında direnmenin alemi yok! Kafayı çalıştırsınlar, download içine reklam alsınlar…

Bir ara korsanla mücadelede Türkiye'de satılan cd yazıcılardan özel vergi alınması da gündeme gelmişti! Klasik anlayışın çarpıklıklarına çarpıcı bir örnektir…

Son olarak paylaştıkça çoğalan tek şey sevgidir (bir de grip)…

20.8.09

Korsana Hayır derken?

Dexter'ın 4. sezon ilk bölümü internete düşmüş... Son günlerde hayatımdaki en güzel gelişme! Yengeniz /görümceniz (Ege Kayacan'dan bayan açılımı) yarın turneden dönünce seyredeceğiz artık... Bu mutluluğumu burada paylaşırken inceden korkuyorum aslında. Korksana karşı ciddi bir mücadele başlayacakmış yakında ülkemizde de, ciddi para cezaları hatta hapis söz konusu...

Korsan konusu kafamda netleşmedi... Fikir hırsızlığı diyeceklermiş artık! Yahu ben dexter'ı torrentleyince "benim çok güzel bir fikrim var, sevimli bir seri katilin açık saçık sahnelerle süslü dizisini çekeceğim... Hatta çektim!" mi demiş oluyorum?

Kelime oyununu bir tarafa bırakarak şunları da sormak istiyorum:

Çok güzel bir albüm aldım... Bunu çok sevdiğim bir arkadaşıma çekmek istiyorum... Korsanlık mı yapıyorum?

Cevap evetse, nerede insanlık? Yok canım, o kadar da değil diyorlarsa çok sevdiğim ve yüzlerini hiç görmediğim bir takım torrent arkadaşlarımla paylaşmam da ne sakınca var?

Fikir eserleri söz konusuyken tüketici hakları nedense unutuluyor... Albüm aldım dandik çıktı, neden iade edemiyorum?

Televizyon dizileri ayrı bir muamma... İnsanlara zaten bedava ulaşan bir şeyi yayınlanmasından sonra paylaşmanın sakıncası ne? DVD satışları falan demesin kimse...

İnternet ruhunu kaldırım tezgahlarındaki korsan satışlarla bir tutmak yanlış!

Fikir haklarından önce fikir ve ifade özgürlüğü... Youtube hala kapalı!

18.8.09

Dinleyici Baskısı

Aylardır yayınlamadığımız küçük mübaşir için bir afiş yapmış Sinan Taşdelen... Ellerine sağlık demekten ve bu cuma yeni bir macerada buluşmaktan başka çaremiz yok!

Paris’te Bunlar Çok Normal

Bürge turnede, perşembeye kadar başbaşayız kızla… Az önce "baba" diye uyandı, çişini yaptırdım. Bu gece kuru yatakta yatacağız. Çocuk çişinin renksiz ve kokusuz olduğuna ve yatağı her ıslatışında çarşafarı değiştirmek gerekmediğine inanabilir miydiniz? Biz inandık, çok rahat ettik…

Paris yetmedi ama çok şık bir harekete imza attık… Bir akşam yengenizle kızı alıp Eiffel'in orada takılalım dedik… Bizim gibi çim yayılılımında bulunan bir ailenin küçük kızıyla Alin kaynaştı; bir saat birbirlerini kovaladılar… Kızın annesi nerelisiniz diye sordu ayrılırken, Türkiye dedik. Uzaklaşırken aralarında "Türkler aslında son derece modern ve Atatürkçü insanlarmış! Neden almıyoruz ki AB'ye?" diye konuştuklarını duydum… Tabii Fransızca…

Bu arada olmayan Fransızcamla haddinden fazla bulunan özgüvenimin birleşiminden ilginç bir iletişim biçimi doğdu. Sabah akşam Jacques Brel dinleyerek öğrenmeye karar verdim Fransızcayı, şiir gibi siparişler vereceğim garsonlara bir dahaki gidişimde.

Bu sefer turist gibi değil de tam bir parizyen gibi geçirelim günlerimizi diyorduk. Bir günümüzü hastanede geçirdik. Alin'in ateşi 37.5'lara (yazıyla otuz yedi buçuk) kadar yükseldi bir gece! Domuz gribi teşhisiyle (şüphesi değil!) acile koştuk… 37.5 derecenin Fransa'da da yüksek ateş olarak görülmediğini anlattı kibar bir doktor hanım…

Bir bölüm daha entourage çakıp kızın yanına ilişeceğim şimdi… İki bölüm izledim 6. Sezondan, biraz olaysız… E'nin sıkıcı aşk hayatından bana ne? Daha bir meme bile göremedik afedersiniz…

23.7.09

meraklısına















Kentimle Oynuyorum

Kentiyle oynamayı bırakamayanlar: http://www.mimarlarodasiankara.org/?id=3730

Yalnız sayfada resim yok, yarışmanın şartları var...

Bir Damacana'nın Gizli Günlüğünden

20 temmuz

...Bacaklarımı omuzuna atıp beni merdiven merdiven çıkardı! Ter kokusu genzimi yakıyordu ama aldırmadım... Sırılsıklamdım!

21 temmuz

... Upuzun boruyu dibime kadar soktular! Mmmm... Sabah akşam pompalamaya başladılar! Boşaldım!

22 temmuz

... Benim yerime yenisi geldi. İşim bitti, bir köşeye atıldım diye düşünürken asansör birden durdu! Hızlı ve kendinden emin hareketlerle fermuarını açtı! Bu işi daha önce pek çok damacanayla yaptığı her halinden belliydi...

devamı: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=160358&cat=200&dt=2009/07/23