9.5.06

Masif Olur Gemilerin Direği 2

Ustaların zaman kavramı üzerine uzun süre düşünmüş birinin, ertesi gün yazmayı vaad ettiği konuyu gerçekten de ertesi gün yazmasını beklemiyordunuz herhalde!

Neyse...

Bankadaki küçük birikimimizin bizi nasıl huzursuz ettiğini, bir an evvel kurtulmak için tadilata kalkıştığımızı daha önce anlatmıştım. Marangozluk işlerinin bizi umduğumuz kadar örselememesi yeni arayışlar doğurdu.

Twisted Sistre

Başlangıçta salonu duvardan duvara şahane bir şekilde kaplayan halıyı atmak için geçerli bir sebebimiz yoktu. Altındaki parkeyi sistrelemenin pahalı bir işlem olduğunu öğrenince dünyalar bizim oldu! Üstelik ilaveten yeni halılar alınması gerekecekti...

Sistreci salonu tamamen boşaltmamızı istedi. O kadar eşyayı nereye koyacağımız konusunda fikir vermedi. İki seçeneğimiz vardı: Ya eşyaları içerdeki odalara yığacaktık, ya da salonda bir küme haline getirip sistreciyle koordine biçimde dolaştıracaktık.

İki seçenek de yorucuydu... Başka bir yolu olmalıydı! Bir iki gün kara kara düşündükten sonra üçüncü bir yol bulduk: Bütün eşyaları atıp sistre bittikten sonra yenilerini almak! En masraflı çözümü nasıl olup da baştan akıl edemediğimize şaştık.

Yeni eşyaların alımı ile ilgili fikir edinmek isteyenler Küçük Mübaşir'in "Masif Ve Pasif" macerasını podcast olarak i-tunes'da bulabilirler. (Gerçek hikayeyi anlatmaya utanıyorum. Şu anda evimizin en otantik aksesuarının Mudo Concept'ten aldığımız bir fatura olduğunu söylersem neden utandığım belki anlaşılabilir.)

Bir şeyleri atma konusundaki hassasiyetim Modern Sabahlar'da en çok işlenen konulardan biri... Atamıyorum, kıyamıyorum! Hala bir sigara yakıp evlendiğimiz zaman Bürge'nin attığı çeşitli ebatlardaki boş kavanozlarımı kederle andığım oluyor. Salondan çıkan eşyaların zaman zaman ziyaret edebileceğim bir yerde durması gerekiyordu.

Fahir arandı...

Fahir'in daha çok kafasında tavla kırmak, mutfak kapılarını göçertmek için kullandığı gücünü iyi amaçlar için kullandığı da olur. İşin ucunda salonunu renklendirecek eşyalar olduğunu öğrenince evinin duvarlarını yumruklamaya ara vererek gelen Fahir'in bile gücünü aşan bazı şeyler vardı: Rulo haline geldiğinde salonun ortasında asırlık bir çınar gibi kıpırdatılamayacak şekilde yatan halı gibi...

Eşya taşıtmak için tuttuğumuz kamyonetin şoförünü halıyı pencereden atamayacağımıza ikna ettikten sonra, Fahir parçalayarak indirmek üzere halıyı katır kutur kesmeye başladı. Bu esnada taşınacak dolapların ebatları karşısında endişeye kapılan şoför hayatım boyunca bir daha unutmayacağım bir isim telaffuz etti: Recep!

Enter Recep

Recep'e "hamal" demek, sıradışı kuvvetine haksızlık etmek olur. Aynı sebepten dolayı Recep'e "insan" demek de mümkün değil. İki kapaklı koskoca gardrobu sırtlayıp üç kat aşağı indiren adamı sınıflandırmak kolay değil. Hemen belirteyim bu işlem gerçekleşirken ben hala gardrobun içindeydim.

Çevremde güç gerektiren işler gerçekleşirken her zaman aynı şey yaşanır. İyi niyetle bir şeyin ucundan tutup yardım etmeye kalktığımda "Abi sen bırak istersen!" denir. Bu durum bir şey kaldırmaya çalışırken yüzümde oluşan ifadeden mi, benim kaldırdığım tarafın ağırlığında bir değişiklik olmamasından mı kaynaklanıyor bilmiyorum. Böyle durumlarda diyecek bir şey de bulamıyorum. "Sen koca gardropu tek başına sırtlanmış olabilirsin ama i-tunes'da Ege Kayacan yazınca 40'a yakın podcast çıkıyor, naber!" cümlesinin Recep'e bir şey ifade etmesi çok zor. Hele ki o cümle sırtında taşıdığı gardrobun içindeki bir adam tarafından söyleniyorsa...

Neyse, Recep'in karşısında her zaman ezik olacağımı kabullenince sadece "Şunu indireceğiz... Onu bırak istersen, duvar o... Kalacak!" diye yol göstermeye başladım. Recep'in söylediklerimi dinlemesinden cesaret almış olacağım ki bebek odasından taşınacak kapakları işaret ederken, "Orada yerler halı... Ayakkabıları çıkar istersen." demiş bulundum.

Cehennemden Gelen

Recep'in ayakkokusunu bir hayvan ölüsüne benzetmek doğru olmaz. Zamanı donduran , mekanı dolduran yapısıyla büsbütün bir varlık olan o koku canlıydı! Burnun en kuytu noktalarını bile rendelercesine insanın içine dolan o meşum koku, bugün bile bir tadilat anısı olarak evde hayatını sürdürüyor.

İspatlanması güç de olsa, Recep dediğimiz organizmanın, koku tarafından yayılmak için evrimle geliştirilmiş kompleks bir organ olduğunu iddia eden bir teori var.

Neyse...
Recep eşyaları kamyona yükledi, sonra kamyonu sırtlanıp Fahir'e götürdü!

Bomboş kalan evde sistre yapıldı, cila kokusu çıksın diye camlar iki gün açık bırakıldı. Cila kokusu çıktı, Recep'in izi daha önce de söylediğim gibi kaldı!

Boşalan evin nasıl dolduğunu anlatacağım son yazıyla tadilat macerası da bitecek.

Yakında

Masif Olur Gemilerin Direği 3
"Şu Dağlarda Konsept Olsaydım"

7 yorum:

rush dedi ki...

evle bu kadar ugrastiktan, marangozlar, ustalar, recep, vs.. ile kaynastiktan sonra, sonsuza kadar oturdugunuz evi degistirme fikri gelismez sanirim artik :).. umarim tadilat maceraniz sonlanmistir.. gule gule oturunz, keyfini cikartinz..

byron dedi ki...

ya işyerinde okurken ekranımda bilanço incelemediğim çok anlaşıldı, rezil oldum.

iki de bir "hımmfff", "hufffhee" şeklinde bastırılan gülmelerden sonra personel de "patron dalga geçiyo, biz de solitere oynayalım"a döndü.

mesai saati dahilinde okumayın.

recep'in duvarlara ellememesine çok sevindim :)) , umarım fahir de duvarları katur kutur kesmemiştir.

o kadar çok ve boş paranız varsa ben gelip parkelerin altına kapron döşiyeyim, duvarlara fasarit mini mini heykelcikler yapayım, hatta modern sabahlar temalı alçıpan tavan yapayım.

hem de blogda şanım yürür.

üstelik ayağım da kokmuyor.

yalnız bunları yaparken recep gibi seni de sırtımda taşıyamam.

Darth Buraky dedi ki...

masif nasıl bir kelime. 8mm de adam maşiin diyodu onun gibi..

yerinde bir tespit dedi ki...

Blog'u tetkik ettiğimde Ege'nin koku hususunda fevkalade hassas duyargalara sahip olduğu hakikatini müşahade ettim. Yazıları ile mütemadiyen koku hususunda bizleri müteyakkız olmaya davet ediyor kendileri. Lakin ben Fahir'in durumuna vurgu yapma ihtiyacı duyuyorum.
Ah biz orta yaşa yakınsamış,lakin türlü sebeplerle halen dünya evine girmemiş erkekler... Arkadaş,akraba,taalukat demeden cansiperane koşarız her nev'i meşakkatli işe. Göğsümüzü siper eder atılırız taşınacak büfelere,berjerlere,komidinlere, etejerlere , plastik badana kovalarına, sucuk misali bağlanmış halı rulolarına ve dahi bilumum zorluğa,gaileye. İşbu yazının ana fikri de budur esasen. Ev mi taşınacak? Oradayızdır. Korniş mi takılacak? Amadeyizdir. Badana mı var? En iyi biz vururuz ahenkli fırça darbelerini duvarın soğuk bağrına. Dikkat edilirse Oktay Bey'in arazi olduğu de müşahade edilir. İşten güçten fırsat bulduğumda hakkımızda epik,destansı bir tiyatro eseri yazacağım.
Bin selam olsun benim jenerasyonumun ,fedakar kankalarına...

ilqer dedi ki...

bazen recepinkilerden farkı kalmıyo ayakların...
mesela şimdi...

kırmızı balon dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
cisil dedi ki...

ooff o kadar cok guldum ki annatamam,, helal olsun,,programi assagi yukari hergun dinliyorum ama yazilari yeni kesfettim, mutluyum!! ankaradayken kasiyordu biraz sabah 7de 8de kalkmak ama simdi kirgizistandayim. bura malum 3 saat ileri oradan isime geldi anliycaginiz...saat 9da gelip 1 saat cay kahve icip saat 10da radyoyu aciyorum. lakin bi sorun var ki ofiste rapor yazmak efendim veri toplamak gerekirken oturup bilgisayar basinda gulmek oda arkadaslarimin sinirlerine dokunmaya basladi gibi patronun kulagina gitmesinden korkuyorum :)neyse olmadi ona da dinletiriz,,, aman basimizdan eksik olmayasiniz... bu arada evlerinizin yeni halini gormeye ne zaman davet edilecegiz? hayacanla beklemekteyim :)