5.6.06

Bana Tabağını Göster, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim

İnsan hanzo olabilir. Önemli olan hayatında hanzoluğunu gizleyebilme yeteneğidir. Mesela seninle konuşurken eliyle ayak parmağının tırnaklarını koparan adam hanzodur. Ama bunu karısından gizli bir şekilde yapmayı beceren adam, yakalanana kadar, çevresinde kibar olarak tanınabilir. (Yakalandığı zaman br şey olmuyormuş gibi davranma becerisi, işi şakaya vurabilme refleksi ve konu değiştirme hızı kibar olarak anılacağı süreyi belirleyen diğer faktörlerdendir. Ama bu başka bir yazının konusu...)

İçindeki hanzoyu her koşulda gizlemeyi becerebilenlerin bile maskesinin düşeceği bir an gelir:

Açık Büfede Kartlar Açılır

İki hafta önce açık büfe brunch sunan bir yere pazar kahvaltısına gittik, bu hafta benimle gelmek isteyen olmadı.

Aslında daha o gün Bürge, benimle brunch veya çevrede başka insanların da bulunabileceği bir yere gelmekteki tereddütlerini kibar bir şekilde ifade etmeye çalışmıştı. Ben "Ne alakası var ya!" diyerek konuyu kapattığımı zannediyordum. Gerçi bunu söylerken ağzımda dört değişik tip peynir vardı. (Peynir, belli bir gramajdan sonra iletişim kopukluğuna neden olabiliyor.)

Yıllardır ustalıkla gizlediğim hanzoluğum ortaya çıkmıştı... Hata bende miydi? Elbette ki hayır... Sonradan anladım ki açık büfe sadece hanzoluğu değil, bütün gizli kimlikleri ortaya çıkaran sihirli bir aynaydı!

Ya Olduğun Gibi Görün, Ya Da Gördüğünü Ye!

Açık büfe beslenme zincirindeki bazı karakterlerin temel öellikleri...


Otoburlar: Bunlar sinsi olur... Herkesin kendilerini izlediğini zannederler. Ben seni niye izleyeyim manyak, birazdan sıcak köfte çıkacak onu takip ediyorum ben... Bunlar genelde sevimsiz iki kadından oluşan gruplar halinde yaklaşırlar açık büfeye. Salatalık, domates ve peçete alırlar. Kıro durumuna düşme korkusuyla peynirlerin yanından kayıtsız tavırlarla geçerler. Tabaklarında bakacak bir şey olmadığından benim kaymak kabını kepçeyle sıyırmamı seyrederler. Bir noktadan sonra gözgöze gelip "Kasmayalım!" derler ama o zamana kadar köfte kalır mı?

Etoburlar:
Salam, sucuk, jambon, füme dil, köfte ve garson yerler. Aslında tabaklarını en pahalı şeylerle doldurarak açık büfe girişiminden karlı çıkmaya çalışırlar. Bu durumu ziyan tekniğiyle sağlamaya çalışırlar. Gut kavramından haberdar değildirler. Benim de dahil olduğum bu grup gut'tan bahsedildiğini duyunca "But mu? Hemen alayım 6 tane!" tabaklarını hazırlayan insanlardan oluşur. Bürge'nin bünyesi açık büfede hep açık vermemize neden olacak boyutlarda olduğu için, hesabı denkleştirmek bana düşer. "6 ekler daha yedim mi hesap tamamdır!" gibi bir muhasebe anlayışları vardır.

Şıkoburlar: Bunlar artist olurlar, tabak doldurmayı sanat olarak görürler. Mesela renk uyumunu bozuyor diye kaşar peyniri almazlar. Tabağı göze hitap edecek şekilde süsleyip sonradan yemeden hayran hayran bakarlar.

Archoburlar: Açık büfeye bir mimar titizliğiyle yaklaşırlar. Eğitimlerini 80'lerde salata bar'larda yapmışlardır. Bir tek salata kasesine optimum malzemeyi doldurmakta ustalaşmışlardır. Dibe iceberg yapraklarıyla sağlam bir temel döşeyip içini rendelenmiş malzemelerle doldurular. Rus salatası ve kısırla kardıkları harcı sıvarlar. Tabağın kenarına dört baget saplayarak ikinci katı çıkanlar da olur.

Protestobur: Salad Bar'larda her şeyi bir tabağa sığdırmak zorunda kaldıkları günlere isyan edercesine istedikleri kadar tabağa paylaştırabilecekleri bir dünyanın mutluluğu içindedirler. Yedikleri şey umurlarında değildir. Hazların en büyüğünü tabağın ortasına tek bir siyah zeytin koyup, yeşil zeytin koyacakları ikinci tabağı alırken yaşarlar.

Liderler: Açık büfeye grupla gelenlerin içinden çıkar bunlar. Köfte tabağı, peynir tabağı, salata tabağı, börek tabağı gibi konsept yaklaşımları vardır. Gruptaki arkadaşları liderlerini alaycı şakalarla eleştirerek çevre masalara mahçup olmama derdine düşer. Sonra da utanmadan "Köfte nasılmış? Peynir iyi miymiş?" gibi yavan sorularla liderin getirdiği tabaklara yaklaşırlar. Lider bunu farketmez, o sırada tatlı tabaklarını hazırlama derdiyle açık büfededir...

Homoburlar: Bunlar gizli eşcinseldir, 4 tane domates alır otururlar. Milletin doldurduğu tabaklara küçümseyerek bakarlar. Domatesi çatal bıçakla yiyenler bunlardan çıkar.

İbnour:
Bunlar açık eşcinseldir... Garsonu ayartmaya çalışırlar.

Tamoburlar:
Bunlar neşelidir, yerler. Salamı, jambonu rulo halinde, peynirleri topak topak yapıp yerler. Ağızları doluyken de garsonla iletişim kurma kabiliyetleri gelişmiştir. Çevre masalardakileri ısıranlar bunlardan çıkar.

Ezginoburlar: Yazık, bunlar zavallıdır. Ürkek adımlarla tamamladıkları ilk turdan sonra ikinci tura kalktıkları görülmemiştir. Aldıkları da hep ucuz şeylerdir, rus salatası falan. Bol bol ekmek yerler, tutsun diye!

Kendinizle Yüzleşin

Kişinin aç karnına kendiyle yüzleşmesi zordur. Bunun doğrusu brunch'ta olur. Bir pazar sabahı dost bildiklerinizle açık büfenin, o gizemli aynanın, karşısına geçin! Ruhların derinliklerinde saklananlar tabakların üstünde belirdikçe hem kendinizi tanırsınız, hem de çevrenizdekileri...

Bunu yaparken köftelerle arama girmeye kalkarsanız köfte yerine acıların o en büyüğünü tadarsınız, baştan söyleyeyim!

13 yorum:

Adsız dedi ki...

ege ben sana ne diyeyim. sen çok yaşa.

önce modern sabahlar, sonra modern sabahların müziklerini bilgisayara indirmeler, sonra podcastleri indirip koleksiyon yapmalar, şimdi de blog.
ben 12 senedir ankara'dayım, üstelik izmir'i bırakıp geldim senin gibi.

senin, fahir ve oktay'ın sayesinde güzel geçiyor günümün bi kısmı.

akşam akşam güldürdün beni gene:

but mu heme alayım 6 tane!!

rush dedi ki...

bundan sonra brunch'lar daha anlamlı.. insanları izleyip, kategorize ederek eğlenebiliriz.. tabii bu arada tabakları doldurmaktan da geri kalmamak lazım... sonuçta bu yazının içinde taktikler de gizli doğru tabağı, en kısa sürede hazırlayıp, tüketmek lazım... :))...

hustin dedi ki...

salata diildee normal böyle köfteler falan olan bi tabağı en başarılı nasıl doldururuz bir etobur olarak onunda yazarmısın :)

jelatin dedi ki...

Açık büfenin belirli noktalarına yerleştirilmek üzere; buzdan, strafordan, karpuz kabuğundan heykel yapan sanatkârlar var, ama sanatçılıkları bir öğün sürüyor. Üstelik yemeklere bakarken, dikkatini çeken heykellere parmak atan doyumsuz müşteriler de cabası.

yerinde bir tespit dedi ki...

Söz meclisten dışarı bir de "boşan da semerini ye" üst grubu vardır. Bunları hadise bittikten sonra,sigara içerken işaret parmaklarıyla toplayıp yedikleri ekmek kırıntılarından ,çatalın tersiyle sıkıştırıp yuttukları yemek kalıntılarından tanırız. Küçük hesapların,aza tamahın insanlarıdır.

Darth Buraky dedi ki...

sabah saat onda adana yiyeni gordum sahsen hemde bilkentte. Sinifi tam tespit edemedim ama su fena olmaz: Ayıoğluayınınoğluobur

Oya Kayacan dedi ki...

Ben de iyi gözlemciyim ama sen bayağı fazla malzeme çıkarmışsın. Güldürdün...

DrdreAmyAsLI dedi ki...

süper olmuş yine..

ben kesinlikle Archoburlar sınıfındanım...tek sorun herseferinde büyük bir açgözlülükle saldırıp,o kadar hazırladıktan sonra dörtte birini bile bitiremeden bırakmak zorunda kalmam..

byron dedi ki...

benim kafam karıştı, klas bir insan imajı çizmek için tabağıma neler almam lazım.



domates, salatalığı abartmıycaz
pahalı şeyler alıcaz
ort.2-3 tur yapıcaz
ekmek en fazla 1 dilim
peynir 2 dilim
garson ayartılmıycak
tabağı sanatsal doldurucaz
köfte bekleyenlere saygı duyucaz
yanımızda sevimsiz bir bayanla gelmiycez (çünkü ben de sevimsiz bir bayanım, yanımdaki de öyle olursa otoburlar bölümündeki manyak ben olabilirim)



benim çıkardığım sonuçlar bu.

byri dedi ki...

bir de genelde köfte benzeri et ürünleri sıcak tutma bahanesiyle özel ısıtmalı sistemlerde ayrı bir köşede olur, o köşe gerçekten gözden uzak bir köşedir. arkada da malzemelerle ilgilenen biri vardır(bekçi), ege gibi insanlar dışındakiler servis masasındaki otlardan doldurup giderler, maliyet düşer.

zet dedi ki...

egebeycim....burayi bulduguma cok sevindim!!! o yuksek sesli kahkalarimi saklandiklari yerden cikardin!!!! keske uyanik kalabilsem de modern sabahlar dinleyebilsem. atlantada sevgiler

star_starcrazy dedi ki...

pazar sabahı şöyle gerine gerine evin balkonunda çay keyfi yapması varken (karşı apartmanda insanlar var bahanelerini bırakın) hayatta kalkıp tabak doldurmaya gidemem, zaten işin öle yemeğine uzamasına gerek kalmaz zira pazarları zaten bırançın son ayağında kalkarım.

kişisel bilgiler kişisel bilgiler... size lazım olmaz, benim paylaşasım vardı o kadar.

pek kıymetli ege, tam da bu nedenle bıranç tiplerinizi gözlemlemekten uzak olsam da yüzümde tebessüm hayallerimde kategorileriniz var. sağolun sağolun...

bittabi "bıranç sırları" adlı pazar sabahı yemekli sohbet programına katılmanızı şiddetle tavsiye ederim. uydurdum tabii ki, ama birgün çıkarsa söylerim...

Adsız dedi ki...

ahahahahha
gönül ister miğde el versede alsak hepsinden
peynirinden
sosisinden
domatesinden
zeytininden köftesinden böreğinden ooofff offfff
ama söyle bir de durum var brunch'ın saatini çok iyi denk getirmek gerekir.. böle o köftelerin çıkmasına bir 30 dakka kala gidip standart kahvaltı öğeleriyle tabağı abartmadan doldurup onlar tam bitmek üzereyken allaaa sıcaklar geldi diyip ikinci tura geçmek...
yeyin de güzelleşin