2.10.08

Günlük Hayatta Faşizm

Radikalde iki haber vardı geçenlerde… Biri internet yasaklarıyla ilgili. Kapatılan sitelere her gün yenilerinin eklendiğini (şimdilik 1112), youtube yasağının da altıncı ayına girdiğini hatırlatıyordu! Bir gelişme mi var, diyerek merakla okudum haberi. Kanunun teoride yasakçılığı pratikte işlevsizliği fark edildi de yeni bir düzenlemeye mi gidildi acaba dedim… I-ıh!

Bir sonraki sayfada da televizyon dizilerindeki kadın karakterlerin yaşam biçimlerinin toplum ahlakını olumsuz etkileyeceği düşüncesiyle harekete geçenlerden bahsediliyordu.

Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü bünyesinde yayımlanan Aile ve Toplum dergisinin Nisan-Mayıs-Haziran sayısında yer alan ‘Aile Kurumuna Yönelik Güncel Riskler’ başlıklı makaleden:

“İzlenme rekorları kırarak popülerleşen dizilerin büyük bölümünde boşanma, yalnız yaşama ve ‘sivil evlilik’ diye tanıtılan nikâhsız birliktelikler olağanmış gibi gösterilmekte ve bu durumların diğer yönleri dikkate alınmamaktadır. Bu aile kurumuna yönelik olumsuz sonuçlarıyla beliren riskli oluşumları ‘normalleştirmektedir’. Kahramanların boşanmış, eşinden ayrı yaşayan, bekar kalan, çocuklarıyla yaşamını sürdüren ve nikahsız yaşayan sözüm ona kendi başına yeten kişilerden oluşması, arzu edilmeyen davranış modelleri yaratarak toplumsal yaşamı riske sokmaktadır.”

Dizilere de bir el atmak gerektiği konuşulmuş…

Faşizmin ayak sesleri her zaman postallardan çıkan “rap rap” sesi olmuyor! Sağduyunun sesi dedikleri şeyi dikkatli dinlemek gerekiyor... Çocukların gelişimi, aile kurumunun korunması, genel ahlak yapısı diye ağzımızı açtığımız her an özgürlüklerimizi törpülüyoruz aslında. Hangi noktada korumacılıktan yasakçılığa geçtiğimizi tartmayı bıraktığımız an kapılarımızı sonuna kadar açıyoruz totaliterliğe! Bugün yasaklanması makul ve faydalı gelen şeyler, yarın akıl almaz yasakların tohumlarını ekiyor zihnimize...

Yetmedi çünkü...

2 yorum:

chanbong dedi ki...

bu haberi blogunuza tasidiginiza cok sevindim. dikkat ceken bir baska nokta o makaledeki "sozum ona" kalibi: nasil bir tepeden bakma, nasil bir kucumseme, inanmama, ciddiye almama uslubudur o!

Düygü dedi ki...

Çok ürkütücü gelişmeler oluyor gerçekten.

Fakat seneler önce nefis Şehnaz Tango dizisini hastası olarak izlerken zart diye yayından kaldırdıklarını hatırlıyorum. Sebep? Boşanmış bir kadının evlilik dışı bir ilişki yaşamakta (ve pek mutlu) olmasının Türk -lanetolası- aile yapısına aykırı olmasıydı...

Bu olduğu zaman ben hala televizyon izliyor olduğuma göre lisede olmalıyım. Yani sene 1998-99 filan olmalı. Yani AKP'den önce. Ya Yılmaz, ya Ecevit'li bir koalisyon dönemi olsa gerek. Türkiye işte...

Bir bakıma, keşke bu saçmalıklar iyice artsa da insanlar ciddi bir şey yapmaları gerektiğini anlasalar. Zira kafaya kafaya çakmadıkça, ne bileyim "genç avukatlar"ın çıkıp da adam gibi yasa önerileri ile mecliste lobi yapacakları yok.

Son olarak "her millet layık olduğu hükümet tarafından yönetilir" klişesini de blogunuzun şu minik köşesine sıkıştırıp kurban rolüne bürünerek ağlaşan insanları kınadıktan sonra ortalıktan kayboluyorum. (söz meclisten dışarı).